+ Reply to Thread
1`dan(dən) 2`ə(a/ya/yə) qədər. Cəmi 2.

Mövzu: Nazim Hikmet

  1. #1
    Gedməsinə ürəyimiz dözməz durdu's Avatar
    Qeydiyyat
    Sep 2009
    İsmarıclar
    128

    Level: 26 
    Təcrübə: 110,904
    Next Level: 125,609

    Thanks
    92
    Thanked 243 Times in 94 Posts

    Əsas seçim Nazim Hikmet

    ZIM HİKMET hayatı ve şiirleri




    1902’de Selanik’te doğdu. Heybeliada Harbiye Mektebi’ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü güverte subayı iken, sağlık nedeniyle askerlikten uzaklaştırıldı. Bolu’da bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra Trabzon üzerinden Batum’a, oradan da Moskova’ya geçti. Kutv Üniversitesi’nde ekonomi politik öğrenimi gördü. 1924’te yurda döndü. Aydınlık Gazetesi’nde yayınlanan yazı ve şiirleri nedeniyle 15 yıl hapsi istenince Moskova’ya kaçtı. 1928’de çıkarılan Af Kanunu’ndan yararlanıp tekrar yurda döndü. Resimli Ay Dergisi’nde çalışmaya başladı. 1932’de yeniden 4 yıl hapse mahkum oldu. Bu kez, Cumhuriyet’in 10. Yılı nedeniyle çıkarılan aftan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı. 1938’de Harp Okulu’ndaki aramalarda ele geçen şiir ve kitapları nedeniyle "orduyu kışkırtmakla" suçlandı ve 28 yıl 4 aya hüküm giydi. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950’de özgürlüğüne kavuştu. Ama sürekli izlenmekten kurtulamadı. Askere alınması kararı çıkınca tekrar Moskova’ya kaçtı. 25 Temmuz 1951’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. O da Polonya uyruğuna geçti. 1963’te öldü. Moskova’da toprağa verildi. Orada yatıyor...






    21-1-924Lambayı yakma, bırak,sarı bir insan başıdüşmesin pencereden kara.Kar yağıyorkaranlıklara.Kar yağıyorve ben hatırlıyorum.Kar...Üflenen bir mum gibi söndükoskocaman ışıklar..Ve şehirkör bir insan gibi kaldıaltında yağan karın.Lambayı yakma, bırak!Kalbe bir bıçak gibi giren hatıralarındilsiz olduklarını anlıyorum.Kar yağıyorve ben hatırlıyorum.AÇLIK ORDUSU YÜRÜYORAçlık ordusu yürüyoryürüyor ekmeğe doymak içinete doymak içinkitaba doymak içinhürriyete doymak için.Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskinyürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarakyürüyor ayakları kan içinde.Açlık ordusu yürüyoradımları gök gürültüsütürküleri ateştenbayrağında umutumutların umudu bayrağında. Açlık ordusu yürüyorşehirleri omuzlarında taşıyıpdaracık sokakları karanlık evleriyle şehirlerifabrika bacalarınıpaydostan sonralarının tükenmez yorgunluğunu taşıyarak.Açlık ordusu yürüyorayı ini köyleri ardınca çekip götürüpve topraksızlıktan ölenleri bu koskoca toprakta.ASYA-AFRÝKA YAZARLARINAKardeşlerimbakmayın sarı saçlı olduğumaben Asyalıyımbakmayın mavi gözlü olduğumaben Afrikalıyımağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda sizin ordakiler gibi tıpkıbenim orda arslanın ağzındadır ekmek ejderler yatar başında çeşmelerin ve ölünür benim orda ellisine basılmadan sizin ordaki gibi tıpkıbakmayın sarı saçlı olduğumaben Asyalıyımbakmayın mavi gözlü olduğumaben Afrikalıyımokuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerinşiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerekşiirler bayraklaşabilir benim orda sizin ordaki gibikardeşlerimsıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz toprağı sürebilmelipirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli dizlerine kadarbütün soruları sorabilmelibütün ışıkları derebilmeliyol başlarında durabilmeli kilometre taşları gibi şiirlerimizyaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmelicengelde tamtamlara vurabilmelive yeryüzünde tek esir yurt tek esir insangökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadarmalı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete şiirlerimizBEŞ SATIRLAAnnelerin ninnilerindenokuduğu habere kadar,yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmekyalanı,anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,anlamak gideni ve gelmekte olanıBULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİNAnalardır adam eden adamıaydınlıklardır önümüzde gider.Sizi de bir ana doğurmadı mı?Analara kıymayın efendiler.Bulutlar adam öldürmesin.Koşuyor altı yaşında bir oğlan,uçurtması geçiyor ağaçlardan,siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.Çocuklara kıymayın efendilerBulutlar adam öldürmesin.Gelinler aynada saçını tarar,aynanın içinde birini arar.Elbet böyle sizi de aradılar.Gelinlere kıymayın efendiler.Bulutlar adam öldürmesin.İhtiyarlıkta aklına insanın,tatlı anıları gelmeli yalnız.Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,efendiler, siz de ihtiyarsınız.Bulutlar adam öldürmesin.CEVÝZ AÐACIBaşım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.Yüz bin yürek gibi çarpar,çarpar yapraklarım.Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.GECE GELEN TELGRAFGece gelen telgrafdört heceden ibaretti:"VEFAT ETTİ."İmza yok.Bu dört hece bile çok.Bakıyorum duvara:duvarda bir yara-duvarda bir resim-vefat edenin,elimle çizmişim.Saat bir.Saat üç.Saat beş.Polis düdükleri, saatlar...Yatağım bozulmamış.Çekmecemde kaatlar:bazılarıonun el yazıları.Gece gelen telgrafdört heceden ibaret...Şafak söküyor-odamgeceden ibaret.Avuçlarımdaellerinin gölgesi dolaşan adamdemir parmaklıklardan gördü son gündüzünü.Mahpushane doktoruörterek paltosuyla upuzun yatanın yüzünü:- Tamam!dedi.Bunu belki evvelki akşamdedi.Evvelki akşamben......Satıcılar geçiyor mahalleden.Bakıyorumgece gelentelgrafa.O mükemmel bir kafamükemmel bir yürek,yumruklarıyla erkekgözleriyle çocuktu.Hudutsuz ve Allahsız bir baştı o.Yoldaştı o..* * *Düşmanlar kına yaksındostlar girsin saflara.Sen gözyaşı göstermeden ağlıyacaksıngece gelen telgraflara...BENCE SENDE HERKES GÝBÝSÝNGözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    Onlardan kalbime sevda geçmiyor
    Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    Çünkü bence şimdi herkes gibisin

    Yolunu beklerken daha dün gece
    Kaçıyorum bugün senden gizlice
    Kalbime baktım da işte iyice
    Anladım ki sen de herkes gibisin

    Büsbütün unuttum seni eminim
    Maziye karıştı şimdi yeminim
    Kalbimde senin için yok bile kinim
    Bence sen de şimdi herkes gibisin

    BÝR GEMÝCÝ TÜRKÜSÜRüzgâr,
    yıldızlar
    ve su.
    Bir Afrika rüyasının uykusu
    düşmüş dalgalara.

    Işıltılı, kara
    bir yelken gibi ince
    direğinde geminin.
    Geçmekteyiz içinden
    bir sayısız
    bir uçsuz bucaksız yıldızlar âleminin.

    Yıldızlar
    rüzgâr
    ve su.
    Başüstünde bir gemici korosu
    su gibi, rüzgâr gibi, yıldızlar gibi bir türkü söylüyor,
    yıldızlar gibi
    rüzgâr gibi
    su gibi bir türkü.
    Bu türkü diyor ki, "Korkumuz yok!
    İnmedi bir gün bile gözlerimize
    bir kış akşamı gibi karanlığı korkunun."
    Bu türkü
    diyor ki,
    "Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz
    ölümün önünde sigaramızı."
    Bu türkü
    diyor ki,
    "Çizmişiz rotamızı
    dostların alkışlarıyla değil
    gıcırtısıyla düşmanın
    dişlerinin."
    Bu türkü diyor ki, "Dövüşmek.."
    Bu türkü diyor ki, "Işıklı büyük
    ışıklı geniş ve sınırsız bir limana
    dümen suyumuzda sürüklemek denizi.."
    Bu türkü diyor ki, "Yıldızlar
    rüzgâr
    ve su..."

    Başüstünde bir gemici korosu
    bir türkü söylüyor;
    yıldızlar gibi
    rüzgâr gibi,
    su gibi bir türkü..

    BU VATANA NASIL KIYDILARİnsan olan vatanını satar mı?
    Suyun içip ekmeğini yediniz.
    Dünyada vatandan aziz şey var mı?
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Onu didik didik didiklediler,
    saçlarından tutup sürüklediler.
    götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Eli kolu zincirlere vurulmuş,
    vatan çırılçıplak yere serilmiş.
    Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
    günü gelir hesabınız görülür.
    Günü gelir sualiniz sorulur :
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    ELLERÝNÝZE VE YALANA DAÝRBütün taşlar gibi vekarlı,
    hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
    bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
    ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
    Arılar gibi hünerli, hafif,
    sütlü memeler gibi yüklü,
    tabiat gibi cesur
    ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizleyen elleriniz.
    Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
    bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
    Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
    yalanla besliyorlar sizi,
    halbuki açsınız,
    etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.
    Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
    göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
    insanlar, ah, benim insanlarım,
    hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
    Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
    ve benim memleketlilerim,
    yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
    elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
    elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    Avrupalım, Amerikalım benim,
    uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
    ellerin gibi tez kandırılır,
    kolay atlatılırsın...
    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    antenler yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa rotatifler,
    kitaplar yalan söylüyorsa,
    beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
    dua yalan söylüyorsa,
    ninni yalan söylüyorsa,
    rüya yalan söylüyorsa,
    meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
    söz yalan söylüyorsa,
    ses yalan söylüyorsa,
    ellerinizden geçinen
    ve ellerinizden başka her şey
    herkes yalan söylüyorsa,
    elleriniz balçık gibi itaatli,
    elleriniz karanlık gibi kör,
    elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
    elleriniz isyan etmesin diyedir.
    Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
    bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
    bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

    GÜNEÞÝ ÝÇENLERÝN TÜRKÜSÜBu bir türkü:-
    toprak çanaklarda
    güneşi içenlerin türküsü!
    Bu bir örgü:-
    alev bir saç örgüsü!
    kıvranıyor;
    kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
    esmer alınlarında
    bakır ayakları çıplak kahramanların!
    Ben de gördüm o kahramanları,
    ben de sardım o örgüyü,
    ben de onlarla
    güneşe giden
    prüden
    geçtim!
    Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
    Ben de söyledim o türküyü!

    Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
    altın yeleli aslanların ağzını
    yırtarak
    gerindik!
    Sıçradık;
    şimşekli rüzgâra bindik!.
    Kayalardan
    kayalarla kopan kartallar
    çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
    Alev bilekli süvariler kamçılıyor
    şaha kalkan atlarını!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Düşmesin bizimle yola:
    evinde ağlayanların
    göz yaşlarını
    boynunda ağır bir
    zincir
    gibi taşıyanlar!
    Bıraksın peşimizi
    kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

    İşte:
    şu güneşten
    düşen
    ateşte
    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

    Sen de çıkar
    göğsünün kafesinden yüreğini;
    şu güneşten
    düşen
    ateşe fırlat;
    yüreğini yüreklerimizin yanına at!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
    Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
    toprak kokuyor bakır sakallarımız!
    Neş'emiz sıcak!
    kan kadar sıcak,
    delikanlıların rüyalarında yanan
    " o an"
    kadar sıcak!
    Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
    ölülerimizin başlarına basarak
    yükseliyoruz
    güneşe doğru!

    Ölenler
    döğüşerek öldüler;
    güneşe gömüldüler.
    Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaaaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
    Kalın tuğla bacalar
    kıvranarak
    ötüyor!
    Haykırdı en önde giden,
    emreden!
    Bu ses!
    Bu sesin kuvveti,
    bu kuvvet
    yaralı aç kurtların gözlerine perde
    vuran,
    onları oldukları yerde
    durduran
    kuvvet!
    Emret ki ölelim
    emret!
    Güneşi içiyoruz sesinde!
    Coşuyoruz,
    coşuyor!..
    Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
    mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaaaaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!


    Toprak bakır
    gök bakır.
    Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
    Hay-kır
    Haykıralım!

    HÜRRÜYET KAVGASIYine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
    dalga dalga aydınlık oldular,
    yürüdüler karanlığın üstüne.
    Meydanları zaptettiler yine.

    Beyazıt'ta şehit düşen
    silkinip kalktı kabrinden,
    ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
    yıktı Şahmeran'ın mağarasını.

    Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
    Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
    Safları sıklaştırın çocuklar,
    bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

    JAPON BALIKCISIDenizde bir bulutun öldürdüğü
    Japon balıkçısı genç bir adamdı.
    Dostlarından dinledim bu türküyü
    Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.

    Balık tuttuk yiyen ölür.
    Elimize değen ölür.
    Bu gemi bir kara tabut,
    lumbarından giren ölür.

    Balık tuttuk yiyen ölür,
    birden değil, ağır ağır,
    etleri çürür, dağılır.
    Balık tuttuk yiyen ölür.

    Elimize değen ölür.
    Tuzla, güneşle yıkanan
    bu vefalı, bu çalışkan
    elimize değen ölür.
    Birden değil, ağır ağır,
    etleri çürür, dağılır.
    Elimize değen ölür...

    Badem gözlüm, beni unut.
    Bu gemi bir kara tabut,
    lumbarından giren ölür.
    Üstümüzden geçti bulut.

    Badem gözlüm beni unut.
    Boynuma sarılma, gülüm,
    benden sana geçer ölüm.
    Badem gözlüm beni unut.

    Bu gemi bir kara tabut.
    Badem gözlüm beni unut.
    Çürük yumurtadan çürük,
    benden yapacağın çocuk.
    Bu gemi bir kara tabut.
    Bu deniz bir ölü deniz.
    İnsanlar ey, nerdesiniz?
    Nerdesiniz?

    KARIMA MEKTUPBir tanem!
    Son mektubunda:
    "Başım sızlıyor
    yüreğim sersem!"
    diyorsun.
    "Seni asarlarsa
    seni kaybedersem,"
    diyorsun,
    "yaşayamam!"

    Yaşarsın, karıcığım,
    kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
    yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
    en fazla bir yıl sürer
    yirminci asırlarda
    ölüm acısı.
    Ölüm
    bir ipte sallanan bir ölü.
    Bu ölüme bir türlü
    razı olmuyor gönlüm.
    Fakat
    emin ol ki, sevgili,
    zavallı bir çingenenin
    kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
    geçirecekse eğer
    ipi boğazıma,
    mavi gözlerimde korkuyu görmek için
    boşuna bakacaklar
    Nazım’a!

    Ben,
    alacakaranlığında son sabahımın
    dostlarımı ve seni göreceğim,
    ve yalnız
    yarım kalmış bir şarkının acısını
    toprağa götüreceğim...
    Karım benim!
    İyi yürekli,
    altın renkli,
    gözleri baldan tatlı arım benim;
    ne diye yazdım sana
    istendiğini idamımın,
    daha dava ilk adımında
    ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
    kellesini adamın.
    Haydi bunlara boş ver.
    Bunlar uzak bir ihtimal!
    Paran varsa eğer
    bana fanila bir don al,
    tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
    Ve unutma ki
    daima iyi şeyler düşünmeli
    bir mahpusun karısı.

    KARLI KAYIN ORMANINDAKarlı kayın ormanında
    yürüyorum geceleyin.
    Efkârlıyım, efkârlıyım,
    elini ver, nerde elin?

    Ayışığı renginde kar,
    keçe çizmelerim ağır.
    İçimde çalınan ıslık
    beni nereye çağırır?

    Memleket mi, yıldızlar mı,
    gençliğim mi daha uzak?
    Kayınların arasında
    bir pencere, sarı, sıcak.

    Ben ordan geçerken biri:
    "Amca, dese, gir içeri."
    Girip yerden selâmlasam
    hane içindekileri.

    Eski takvim hesabıyle
    bu sabah başladı bahar.
    Geri geldi Memed'ime
    yolladığım oyuncaklar.

    Kurulmamış zembereği
    küskün duruyor kamyonet,
    yüzdüremedi leğende
    beyaz kotrasını Memet.

    Kar tertemiz, kar kabarık,
    yürüyorum yumuşacık.
    Dün gece on bir buçukta
    ölmüş Berut, tanışırdık.

    Bende boz bir halısı var
    bir de kitabı, imzalı.
    Elden ele geçer kitap,
    daha yüz yıl yaşar halı.

    Yedi tepeli şehrimde
    bıraktım gonca gülümü.
    Ne ölümden korkmak ayıp,
    ne de düşünmek ölümü.

    En acayip gücümüzdür,
    kahramanlıktır yaşamak:
    Öleceğimizi bilip
    öleceğimizi mutlak.

    Memleket mi, daha uzak,
    gençliğim mi, yıldızlar mı?
    Bayramoğlu, Bayramoğlu,
    ölümden öte köy var mı?

    Geceleyin, karlı kayın
    ormanında yürüyorum.
    Karanlıkta etrafımı
    gündüz gibi görüyorum.

    Şimdi şurdan saptım mıydı,
    şose, trenyolu, ova.
    Yirmi beş kilometreden
    pırıl pırıldır Moskova...

    KEREM GÝBÝHava kurşun gibi ağır!!
    Bağır
    bağır
    bağır
    bağırıyorum.
    Koşun
    kurşun
    erit-
    -meğe
    çağırıyorum...

    O diyor ki bana:
    - Sen kendi sesinle kül olursun ey!
    Kerem
    gibi
    yana
    yana...
    "Deeeert
    çok,
    hemdert
    yok"
    Yürek-
    -lerin
    kulak-
    -ları
    sağır...
    Hava kurşun gibi ağır...

    Ben diyorum ki ona:
    - Kül olayım
    Kerem
    gibi
    yana
    yana.
    Ben yanmasam
    sen yanmasan
    biz yanmasak,
    nasıl
    çıkar
    karan-
    -lıklar
    aydın-
    -lığa..

    Hava toprak gibi gebe.
    Hava kurşun gibi ağır.
    Bağır
    bağır
    bağır
    bağırıyorum.
    Koşun
    kurşun
    erit-
    -meğe
    çağırıyorum.....

    KIZ ÇOCUÐUKapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    Gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    Hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    Yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    Saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    Bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    Benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    Şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    Çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    Çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.

    SALKIM SÖÐÜTAkıyordu su
    gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
    Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
    Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
    koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
    Birden
    bire kuş gibi
    vurulmuş gibi
    kanadından
    yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
    Bağırmadı,
    gidenleri geri çağırmadı,
    baktı yalnız dolu gözlerle
    uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

    Ah ne yazık!
    Ne yazık ki ona
    dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
    beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

    Nal sesleri sönüyor perde perde,
    atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

    Atlılar atlılar kızıl atlılar,
    atları rüzgâr kanatlılar!
    Atları rüzgâr kanat...
    Atları rüzgâr...
    Atları...
    At...

    Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

    Akar suyun sesi dindi.
    Gölgeler gölgelendi
    renkler silindi.
    Siyah örtüler indi
    mavi gözlerine,
    sarktı salkımsöğütler
    sarı saçlarının
    üzerine!

    Ağlama salkımsöğüt,
    ağlama,
    Kara suyun aynasında el bağlama!
    el bağlama!
    ağlama!

    VASÝYETYoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
    ölürsem kurtuluştan önce yani,
    alıp götürün
    Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

    Hasan beyin vurdurduğu
    ırgat Osman yatsın bir yanımda
    ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
    kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

    Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
    seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
    tarlalar orta malı, kanallarda su,
    ne kuraklık, ne candarma korkusu.

    Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
    toprağın altında yatar upuzun,
    çürür kara dallar gibi ölüler,
    toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

    Ama bu türküleri söylemişim ben
    daha onlar düzülmeden,
    duymuşum yanık benzin kokusunu
    traktörlerin resmi bile çizilmeden.

    Benim sessiz komşulara gelince,
    şehit Ayşe'yle ırgat Osman
    çektiler büyük hasreti sağlıklarında
    belki de farkında bile olmadan.

    Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
    - öyle gibi de görünüyor -
    Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
    ve de uyarına gelirse,
    tepemde bir de çınar olursa
    taş maş da istemez hani...

    VEDAHoşça kalın
    dostlarım benim
    hoşça kalın!
    Sizi canımda
    canımın içinde,
    kavgamı kafamda götürüyorum.
    Hoşça kalın
    dostlarım benim
    hoşça kalın...
    Resimlerdeki kuşlar gibi
    dizilip üstüne kumsalın,
    mendil sallamayın bana.
    İstemez...
    Ben dostların gözünde kendimi
    boylu boyumca görüyorum...

    A dostlar
    a kavga dostu
    iş kardeşi
    a yoldaşlar a..!!.
    Tek hecesiz elveda..

    Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
    pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
    Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
    mapusane türküsünü.

    Yine görüşürüz
    dostlarım benim
    yine görüşürüz...
    Beraber güneşe güler,
    beraber dövüşürüz...

    A dostlar
    a kavga dostu
    iş kardeşi
    a yoldaşlar a..!!.
    ELVEDA..!!.......
    t (1967).
    Last edited by durdu; Wednesday 6 January 2010-1 at 04:49 PM.

  2. The Following 4 Users Say Thank You to durdu For This Useful Post:

    janim_vatanim (Monday 11 January 2010-1), memmed (Sunday 10 January 2010-1), tarkan (Monday 11 January 2010-1), yurd sevan (Monday 11 January 2010-1)

  3. #2
    AKtiv üzv memmed's Avatar
    Qeydiyyat
    Oct 2009
    İsmarıclar
    213

    Level: 28 
    Təcrübə: 178,383
    Next Level: 195,661

    Thanks
    4,478
    Thanked 794 Times in 190 Posts

    Əsas seçim

    Fakat
    emin ol ki, sevgili,
    zavallı bir çingenenin
    kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
    geçirecekse eğer
    ipi boğazıma,
    mavi gözlerimde korkuyu görmek için
    boşuna bakacaklar
    Nazım’a!



    Sevdiğim insanlardan biridə Nazım Hikmet`dir"mavi gözlü dev"

  4. The Following 2 Users Say Thank You to memmed For This Useful Post:

    janim_vatanim (Monday 11 January 2010-1), yurd sevan (Monday 11 January 2010-1)

+ Reply to Thread

Visitors found this page by searching for:

nazım hikmet çingene

bir çingenenin kıllı eli geçirecekse ipi boynuma

bir çingenenin kıllı nazım hikmet

zavallı bir çingenenin kıllı siyah eli

nazım hikmet örümcek

nazım hikmet çingenenin eli

bir çingenenin kara kara kıllı elleri

nazım hikmet ipi geçirecekse

ey sevgili belki cingene eli kadar nazım hikmet

çingenenin kıllı kolları nazım hikmet

SEO Blog

Bölmədə hüquqlarınız

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts

Search Engine Friendly URLs by vBSEO